Avigen Psikoterapi ve Hipnoterapi Merkezi

25280_logo
Psikoterapi kavramı, ”psişe” : “ruh” ve ”terapi” : “tedavi” kelimelerinin birleşimi sonucu ortaya çıkmıştır. Psikoterapi, ruhsal kökenli bozuklukların veya hastalıkların tanı ve tedavi sürecini içeren konusunda uzman kişilerce yapılandırılmış bir sistemdir. Bu sistem kendi içerisinde uygulama sürecinde farklı yaklaşımlar ortaya çıkarmıştır. Bu yaklaşımlar psikoterapi türleri olarak sınıflandırılmaktadır.

Psikoterapi Türleri

Bütüncül Psikoterapi: Tüm psikoterapi tekniklerinin hangi hastaya ne zaman uygulanacağını ve bütünü izah etmeye yönelik bu terapi yöntemi farklı teknikleri entegre etmeyi sağlar. Esneklik sağlayan bu model evrensel uygulamalar için de uygundur.

Dinamik Psikoterapi: Dinamik psikoterapi, yapıtaşı olan Freud’un Klasik Dürtü kuramını takip eden, Ego Psikolojisi, Nesne İlişkileri, Kendilik Psikolojisi gibi diğer dinamik ekollerle devam etmiştir. Bu ekoller; psikopatolojilerin temelinde kişinin 0-5 yaş arasındaki dönemde yaşadıklarının olduğunu savunur ve hipnoz, serbest çağrışım ve rüyalar yoluyla bunları irdeler.

Bilişsel Psikoterapi: Bilginin işlenmesi sürecinde; temel kabullerdeki hatalardan kaynaklanan işlevi olmayan şematik kavramlar, zamanla olumsuz otomatik düşüncelere dönüşür. Sonuçta ortaya çıkan düşünsel, duygulanım ve davranış bozukluklarının sağıtımı bilişsel psikoterapinin alanına girmektedir. Kognitif terapi olarak da adlandırılmaktadır. Şema terapisi, düşünsel duygulanımcı davranış terapisi de bilişsel terapiden kaynaklanmıştır.

Davranışçı Psikoterapi: Davranışta otomatik modelleme gibi öğrenmeler sonucunda ortaya çıkan bozukluklarda; duyarsızlaştırma, ödüllendirme gibi çeşitli teknikler yoluyla davranış değişikliği ya da davranışın frekansında azalma gibi sonuçlar sağlamaya yönelik terapilerdir.

Bilişsel - Davranışçı: Klinik uygulamalar ve gözlemler psikoterapi süreci içinde, bilişsel-davranışçı yöntemlerin bir arada kullanılmasının etkin sonuçlar ortaya çıkarttığını görgül olarak göstermektedir. Günümüzde sıklıkla bu iki method bir arada kullanılmaktadır.

Varoluşçu Psikoterapi: Varoluşçu psikoterapi de önemli olan şimdi ve burada kavramlarıdır. Varoluşçular varolma yolunda kişinin en çok üzerinde durduğu 5 soruyu temel alarak bunlar yoluyla psikoterapiyi yapılandırmışlardır.

  • Hayatın anlamı nedir?
  • Geleceği belirlemek mümkün müdür?
  • Ölüm karşısındaki duruş
  • Sorumluluk kime ait?
  • Hayatta yalnız mıyız?


Transaksiyonel Analiz: Transaksiyonel analiz; bir kişilik teorisi ve kişisel değişim ve gelişimi amaçlayan sistematik bir psikoterapi ekolüdür. Transaksiyonel analiz teorisinin kurucusu Erick Berne’nin odak noktası, kişiler arası ilişkilerin nasıl işlediği üzerinedir. Transaksiyonel Analiz; insanlar, yaşam ve değişim amaçları üzerine 3 temel felsefi önermede bulunur:

  • İnsanlar iyidir, yeterlidir.
  • Herkes düşünme kapasitesine sahiptir.
  • İnsanlar kendi yazgılarına karar verebilir ve bu kararları değiştirebilme kapasitesine sahiptir.


Sosyal Terapi: Grup merkezli bir psikoterapidir. Bireyin üyesi olduğu gruplar üzerine odaklanan bu post-modern yaklaşım, insanı grup içindeki davranışlarıyla ele alır. Fred Newman tarafından 1970′lerde ortaya atılan bu yaklaşım, özellikle sosyal terapi merkezi olarak anılan merkezlerde, hastanelerde, kliniklerde ve okullarda kullanılmaktadır. İnsanların grupla birlikte yaratıcılıklarını en iyi şekilde kullanabilmelerini ve duygusal sıkıntılarını bu yolla çözebilmelerini sağlar.

  • İnsanlar sosyal birer yapıdır. İnsanlar dış dünyayla sürekli bir iletişim içindedir.
  • İnsanlar işlev gösterirler. İnsanlar sosyal bir bağa sahiptir ve birlikte bir şeyler yaratırlar. Çalışma, üretme, oynama ve yaratıcı olma hep bir arada gerçekleşir.
  • İnsanlar gelişme gösterirler. Gelişebilirlik, insanların herkesle yaratıcı bir şekilde çalışabilmesini ve hayatın tüm sahnelerinde yer alan şeyleri mümkün kılar.
  • İnsanlar devrimcidir. Marx and Vygotsky’nin dediği gibi insanlar bulundukları ortam tarafından belirlenebilme ve bulundukları ortamı değiştirebilme kapasitesine sahiptir. Bu aktivite, devrimci aktivite olarak adlandırılır. Sosyal terapi bu radikal karşılıklı değişim teorisini savunur.

Sosyal terapi tüm insanları destekleyici ve güvenli bir ortamda büyümesi, gelişmesini ve yaratıcı olmasını sağlamaya yöneliktir.

Oyun Terapisi: Çocuğun psikolojik gelişiminde önemli bir role sahip olan oyun, çocuğun dünyayı keşfetme sürecinde anlamlı bir bütün oluşturmasına ve hayal kırıklıklarını onarmasına yardım eder. Spontane bir şekilde ortaya çıkan bu süreç, oyunu, çocuklardaki psikoterapide önemli bir araç haline getirir.

Düşünsel - Duygulanımcı Davranış Terapisi(Rasyonel Emotif Davranış Terapisi): Albert Ellis tarafından yıllar içinde geliştirilen ve güçlü felsefi temellere dayanan bu yaklaşım, terapi ile yaşamda köklü değişiklikler yapmayı amaçlar. Bireylerin işlevselliğini, düşünce, duygu ve davranışı iç içe geçmiş bir sistem olarak açıklar. Birindeki bir değişim diğerlerini de etkiler. Duygularımız ve davranışlarımız, düşüncelerimizin birer projeksiyonudur. Rasyonel olmayan düşünceler kavramını kullanan ekol, sıklıkla bu düşünce biçimini kullandığımızı ve terapide bunu rasyonel düşünceler dönüştürmek gerektiğini savunur. Bu kuram bilişsel ve duygusal etkileşim üzerinde odaklanır ve insanların yaşadıkları duyguların üzerinde durur. Akılcı duygusal terapide, bir çok gelişme hastanın duygusal rahatsızlıklarını ve onları rahatsız eden kendi davranışlarını daha gerçekçi bir yaşam felsefesi oluşturarak azaltmasıyla devam eder ve onlara bir varış noktasına kadar rehberlik eder. Diğer önemli terapötik amaçlar yaşamdaki yanlışlıklar için kendini ve başkalarını suçlama eğilimini azaltmayı ve gelecekteki sorunlarla etkili bir şekilde baş etme yollarını öğretmeyi kapsar.

Hümanistik Psikoterapi: Hümanistik psikoloji, Varoluşçuluk ve Fenomenoloji geleneğinden gelir. İnsanın biricikliği, irade özgürlüğü, bireysel kararlarını verme ve sonuçlarının sorumluluğunu üstlenme, kişisel tercihlerini belirleme ve yapma gibi kavramlar, hümanistik psikolojinin en çok üzerinde durulan kavramlarıdır . “Üçüncü güç” olarak da bilinen ve psikanaliz ile davranışçı yaklaşımlara bir tepki olarak ortaya çıkan hümanistik psikoloji, 1960′larda Amerika Birleşik Devletleri’nde gelişmeye başlamıştır. Hümanistik Psikoloji Ekolü’nün temel ilkeleri doğrultusunda ortaya çıkan Danışandan Hız Alan ya da diğer adıyla Danışan Merkezli Terapi, ilk kez Carl Rogers tarafından ortaya atılmıştır. Rogers, danışan merkezli terapilerin geçmişle ilgilenmediğini, bugün danışanla terapist arasındaki ilişkiye odaklandığını vurgulamıştır.

Sonuç olarak; terapilerde hangi yaklaşım kullanılırsa kullanılsın, terapistin güven sağlayıcı, iletişim becerileri gelişmiş ve ilgili olması en önemli noktadır.

anxiety1
Panik atağı kodlanabilir bir bozukluk değildir. Aşağıdaki semptomlardan dördünün (ya da daha fazlasının) birden başladığı ve on dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı, ayrı bir yoğun korku ya da rahatsızlık duyma döneminin olması diyebiliriz :


  • Çarpıntı, kalp atımlarının duyumsama ya da kalp hızında artma olması
  • Terleme
  • Titreme ya da sarsılma
  • Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları
  • Soluğun kesilmesi
  • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
  • Bulantı ya da karın ağrısı
  • Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
  • Derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)
  • Kontrolunu kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
  • Ölüm korkusu
  • Paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma duyumları)
  • Üşüme; ürperme; ya da ateş basmaları.
http://images-cdn01.associatedcontent.com/image/A3399/33997/470_33997.jpg

Panik atak tedavisinde; klasik analitik psikoterapi ile başlayacak şekilde bütüncül psikoterapi uygulanması gerekebilir. Genellikle panik atak başka bir bunaltının veya kişilik halinin ortaya çıkardığı bir dürtü şeklidir.

otohipnozpng

5 Haziran’a kadar oto-hipnoz eğitimi 500 TL+kdv yerine

320 TL+kdv

Hipnozla tanışma fırsatını kaçırmayın, randevunuzu hemen alın!

İŞ STRESİ,ÖFKE ve KRONİKLEŞEN AĞRIYLA BAŞA ÇIKILABİLECEK !

OTO-HİPNOZ, REİKİ ve YOGA’dan SONRA İNSANLARIN YENİ GÖZDESİ ve EN SAĞLIKLI, GÜNDELİK RAHATLAMA YOLU OLMAYA ŞİMDİDEN ADAY …

KİMLER KATILABİLİR ?


-ÇALIŞANLAR

( İŞ STRESİYLE BAŞA ÇIKMALARI İÇİN…)

SPORCULAR,İŞ ADAMLARI ,GAZETECİLER, ÖĞRETMENLER,HAMİLELER ve SiZ !

-ÖĞRENCİLER

( SINAV STRESİ ve KAYGIYLA BAŞA ÇIKABİLMELERİ İÇİN…)

Eğitimin Amacı : Kişinin kendi kendine hipnoz yoluyla, kaygı, korku, stres,uyku problemleri, ağrı sıkıntıları gibi çeşitli sorunlarını kontrol edebilme becerisi kazanmasıdır.

Eğitimciler : Uzman Psikolog Gülşah Beştav

Uzman Psikolog Ferhat Akpınar

Eğitim Süresi : 8 saat ( eğitim seans olarak uygulanmaktadır)
*        Hipnozla İlgili Mitler

*        Hipnoz nedir, ne değildir?

*        Hipnoz Teknikleri

*        Hipnoz Seviyeleri

*        Hipnozun Uygulama Alanları

*        Hipnoza yatkınlık ölçümü

*        Zihin-Beden Köprüsü

*        Hipnoz Demosu

*        Hipnotik Telkinlerin Formülasyon Aşaması

*        İndüksiyon Çalışması

*        Derinleştirme Çalışması

*        Sözsüz Telkinler

*        Dolaylı Telkinler

*        Grup Hipnozu

*        Hipnodrama

anger-management13

Öfke doğal ve gerekli bir duygudur.

İlkel olarak varlığını sürdürmek zorunda olan eski insana ait bir duygudur.


Ne var ki her zaman istenilen şekilde sonuçlanmaması ve rahatsızlık veren bir duygu olması nedeniyle toplumsal açıdan kabul gören bir hal olmaktan çıkmıştır, kötü bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Çünkü tecrübeler bunu doğrulamaktadır. Buna rağmen yaşamımız boyunca birçok kez yoğun öfke duygularını deneyimleriz.
Kendi kendimize bu duygu ile ilgili gerekçeler yaratır mantık sınırlarına sokmaya çalışırız. Gerçekci olmayan, abartılmış, bizi içerden yıpratan, engellemekte zorluk çekilen, başkalarına zarar verebilen, patlayıcı ve kontrol edilemeyen öfke hem kişinin kendisi hem de etrafındakiler için bir sorun yaratır.


Böyle bir durumla “nasıl başedilir“, “yangın nasıl söndürülür” diye merak edilebilir.

Duygulanımın ve davranışların nasıl kontrol edilebileceğinden şüphe duyulabilir. Kişinin zihninde şu anda bu tip sorular varsa bu durum çok yararlıdır ve terapi için itici gücü oluşturmuştur bile.

Psikoterapi sayesinde danışan ve terapist el ele vererek belirgin bir davranış paterni oluşturabilirler. Bu sayede kişinin kendisini zora sokmayacağı olumlu bir davranış tipine ulaşması sağlanır.

obesity-cancer
Obezite aşırı yemek yeme ve harcanan enerji miktarının alınan kaloriden daha az olduğu durumlarda görülen şişmanlıktır. Bu hastalık, kalp-damar sorunları, tansiyon, şeker hastalığı gibi beraberinde bir çok hastalığı getirir. Büyük oranda genetik olmakla birlikte, beslenme alışkanlıkları, yaşam stili ve kültürel yapıyla da ilişkilidir.

Obezite tedavisinde öncelikle fiziksel muayene sonrası, psikoterapi ve hipnoterapinin bir arada kullanımı etkili olmaktadır. Bununla birlikte, tedavi sonrası bireye özdeğer ve imaj danışmanlığı sunularak, yeni bir yaşam stili oluşturması sağlanır. http://healthcare.zdnet.com/images/obesity.jpg

j0119935
Kaçma ve sakınma güdülerinin hakim olduğu bir durumdur.


Özgül bir nesne ya da durumun (örn. uçakla seyahat etme, yüksek yerler, hayvanlar, enjeksiyon yapılması, kan görme) varlığı ya da böyle bir durumla karşılaşacak olma beklentisi ile başlayan, aşırı ya da anlamsız, belirgin ve sürekli korku.
Fobik uyaranla karşılaşma hemen her zaman birden başlayan bir anksiyete tepkisi doğururur, bu da duruma bağlı ya da durumsal olarak yatkınlık gösteren bir panik nöbeti biçimini alabilir. Not: Çocuklarda anksiyete, ağlama, huzursuzluk gösterme, donakalma, sıkıca sarılma olarak dışa vurulabilir.

Kişi korkusunun aşırı ya da anlamsız olduğunu bilir. Not: Çocuklarda bu özellik bulunmayabilir.
Fobik durum(lar) dan kaçınılır ya da yoğun anksiyete ya da sıkıntıyla buna/bunlara katlanılır.

Kaçınma, anksiyöz beklenti ya da korkulan durum(lar) da sıkıntı duyma, kişinin olağan günlük işlerini, mesleki ( ya da eğitimle ilgili) işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini bozar ya da fobi olacağına ilişkin belirgin bir sıkıntı vardır.
18 yaşın altındaki kişilerde süresi en az 6 aydır.
Özgül bir nesne ya da duruma eşlik eden anksiyete, panik nöbetleri ya da fobik kaçınma, obsesif-kompulsif bozukluk (örn. bulaşma ile ilgili saplantısı olan birinin kir ve pislikten kaçınması), travma sonrası stres bozukluğu (örn. ağır bir stres etkenine eşlik eden uyaranlardan kaçınma), agorafobi ile birlikte panik bozukluğu ya da panik bozukluğu öyküsü olmaksızın agorafobi gibi başka bir psikiyatrik bozuklukla daha iyi açıklanamaz.
http://www.sendapsicologos.com/imagen/83280/Fobia%20social.JPG
Tipleri:
Hayvan tipi, Doğal çevre tipi (örn. yükseklikler, fırtınalar, su), Kan-enjeksiyon-yara tipi, Durumsal tip (örn. uçaklar, asansörler, kapalı yerler), Diğer tip (örn. soluğun kesilmesine, kusmaya ya da bir hastalığa yakalanmaya yol açabilecek durumlardan fobik kaçınma; çocukların yüksek seslerden ya da özel giysili masal kahramanlarından korkması) gibi.

Terapide genellikle bilişsel-devranışçı yaklaşım, hipnoterapi ve EFT uygulanır. Bu şekilde çözülemeyen fobilerde altta yatan bir dinamik faktör söz konusu olabileceği için klasik psikoanalitik terapi uygulanması gerekebilir.

hypnosis-slave2
Hipnoterapi
Hipnoterapi hipnozun kullanıldığı bir tedavi şeklidir. Uygulamayı gerçekleştiren uzmanların inanışına göre hasta transa girerse veya girdiğine inanırsa, telkinleri ve diğer terapi yöntemlerini algılama yeteneği artar. Hipnoterapinin en sık kullanım alanları, şişmanlık, bağımlılık, ağrı, ego sorunları, endişe, stres, unutkanlık, fobiler ve performans endişesi gibi psikolojik-fiziksel kökenli durumlardır. Buna ek olarak doğum eyleminde kolaylaştırıcı ve yardımcı, spastik kolit veya irritabl kolon gibi barsak hastalıklarında iyileşmeyi hızlandırıcı etkileri olduğu klinik çalışmalarla gösterilmiştir.

Tarihçe

Kökleri eski Mısır ve Hindu topluluklarına uzanmaktadır. Bu amaçla uygulanan dini ritüeller dans, müzik ve maskelerin kullanımı ile karakterizedir. Halen bazı uzakdoğu ülkelerinde ve geri kalmış topluluklarda dini törenlerde hipnotik fenomenler belirgin olarak öne çıkmaktadır.

19 uncu yüzyılda Abbe Faria gibi sağıtımcılar ve Franz Anton Mesmer gibi uygulayıcılar ve İskoç kökenli James Braid, James Esdaile, John Elliotson, Ambroise-Auguste Liébault, Emile Coue, Jean-Martin Charcot gibi uygulayıcılarla hipnoz ile ilgili bilgilerimiz ve deneyimlerimiz artmıştır. Bu sayede modern hipnoterapi güvenli bir biçimde tedavideki yerini almıştır.

Mesmer hipnozun histeri tedavisindeki kullanımını, onun hayvani magnetizma adını verdiği bir etkiye bağlanmıştı. Bu amaçla mıknatıslı ortamlar yaratarak özel törenler şeklinde histeri ve endişe tedavileri uygulamıştı. Mesmer’e göre tüm canlı organizmalarda bir enerji alanı mevcuttu. Histeri bu kişinin bir organizmadan manyetik alan alması ile ve kendi manyetizmasının bozulması ile ortaya çıkıyordu. Mesmer bu manyetik alanı değiştirerek histerinin ortadan kalkmasına yardımcı olduğunu belirtiyordu. Mesmerin uyguladığı bu yöntem o zamanlar Mesmerizm veya hayvani magnetizm olarak biliniyordu. Mesmer’in aslında grup hipnoterapisi yanında plasebo etkisi adını verdiğimiz yöntemi kullandığı ve bu yolla etkili olduğu kabul edilmektedir.

Armand-Marie-Jacques de Chastenet, Marquis de Puységur (1751-1825) bir fransız aristokrattıydı. Temelde Mesmer’in yöntemlerini uygulayarak ve hipnoz indüksiyonu yöntemini geliştirerek hipnoza ve psikolojiye katkıda bulunmuş gizli bir kahramandır. Hipnoza yapay uyku-somnambulizm (Somnus-Lat. uyku) ismini veren Puysegur’dur. Hipnozun etkili olabilmesi için gerekli olan en temel iki faktörü, Mason cemaatine gerçekleştirdiği bir uygulama gösterisi sırasında şu sözlerle tanımlamıştı:

“Benim içimde bir güç olduğuna inanıyorum. Bu inanç benim gerçekleştirme isteğimi sağlıyor. Hayvani Manyetizmanın bütün doktrini iki kelimeye bağlıdır. İNANMAK ve İSTEMEK.
İçimde, hayati üyeliğimi yerine getirmemi sağlayacak güce sahip olduğuma inanıyorum ve bunu tüm bilimsel gücümle sunmayı arzuluyorum. İNANMAK ve İSTEMEK beyler, bendeki tüm bilim ve tüm mevcudiyet budur.”

James Braid, hipnoterapiyi bir adım ileriye taşımış ve bu konuda çok yararlı yazılar sunmuştur. Hipnoz ismini öneren de Braid olmuştur. Braid hipnozun bir tür uyku olduğunu ve beynin özel bir aktivite halinde bulunduğunu gözlemiş ve yazılarında Yunan uyku tanrısı Hypnos’u referans almıştır. Bu sayede yeni bir dal olarak “neur-hypnoloji” okulunu oluşturmuştur.

Hipnozun histeride kullanımını ortaya koyan ve geliştiren kişilerden belki en bilenen ve önemlisi Jean-Martin Charcot (1825 - 1893) olmuştur. Hipnozun histerinin bir nörolojik şekli olduğunu ileri sürerek nörotik ve histerik hastalarda hipnozu yaygın olarak kullanmıştır. Öyle ki kendisine “Nörozların Napolyon’u” denmiştir. En tanınmış öğrencileri Alfred Binet, Pierre Janet, and Sigmund Freud’dur. Onlar hipnozu bir fizyolojik durum olarak kabul etmiş ve hipnozun terapide kullanımı açısından Charcot’dan ayrılmışlardır.

Hpinozun yaygınlaşmasında önemli bir mihenk taşı olan Sigmund Freud, kendi çalışmalarında önceleri yoğun şekilde hipnozu kullanmış ve histeri vakalarında hipnoterapiyi başarıyla kullanmıştır. Charcot ekolünün en iyi öğrencilerinden ve hipnoterapistlerinden birisi olduğu bilinmektedir. Hipnoz uygulamaları ve rüya değerlendirmeleriyle klasik psikoanaliz kuramlarını oluşturmuştur. Daha sonra hipnoterapi uygulamalarını bırakarak klasik divan psikoanalizi yöntemini (serbest çağrışım yöntemini) kabul etmiştir. Bunda Freud’da gelişen ağız kanserinin etkisi olduğu ileri sürülmektedir. Yine de hipnoterapinin gelişmesi ve bilinç dışının tanımlanarak psikoterapideki önemli gelişmelerin kapısını açması bakımından hipnoterapide Freud çok önemli bir yere sahiptir.

Modern hipnoterapinin babası olarak kabul edilen kişi ise Dr. Milton H. Erickson’dur. Hipnoz ve hipnoterapi ile ilgili çok sayıda kitap, dergi, makale yazmış ve gerek sesli gerekse görüntülü birçok kaynak bırakmıştır. Verdiği kişisel eğitimlerle yüzlerce yetenekli ve bilgili hipnoterapist yetiştirmiştir. 1970′lerde psikiyatr olarak çalıştığı dönemlerde hipnotik yöntemlerin ve insan davranış kalıplarının kullanımı ile telkinlerin etkinliğini görerek kendisine has bir terapi yöntemi oluşturmuştur. Bu yönteme şimdilerde Eriksonian Hipnoterapi denilmektedir. Bu yöntem Freud ve Braid’in kullandığı otoriter yöntemin tam tersidir. Terapötik etki açısından kontrolün hastada olmasına izin veren ve hastayı öne çıkaran bir yöntem olduğu için büyük kabul görmüştür. Erickson’un bu yöntemi daha sonraları ileri derecede incelenmiştir. İnsan otomatik davranışları ile beynin etkileşimi incelenerek NLP (nöro-linguistik Programlama) adı verilen yöntemin oluşmasına yardımcı olmuştur.

Hipnoterapötik teknikler

- Yaş geriletme: Daha önceki tarihlere ait ego durumlarına geri götürülerek, kaybedilmiş veya zedelenmiş olan benlik algısı ve yaşam kalitesi geri kazanılmaya çalışılır. İlk stresan olay (ISE) öncesindeki sağlıklı ve güçlü dönemin hatırlanması ve ilk stresan olayın tespit edilerek bellekten açığa çıkartılması belirgin bir düzelmeyi sağlayabilmektedir. Hasta eski özgüvenine ve gücüne kavuşabilmektedir. Bazı uygulayıcılar ise; olayların geçmişte yaşanmasına rağmen etkilerinin dün değil bugün yaşandığını ve geçmiş olayların günümüzdeki olgunluk, özgüven, bilgililik ve yeterlilik ile aşılabileceğine inanmaktadırlar. Yaş geriletmeyi gereksiz bulmaktadırlar.

- Yeniden yaşama: Geçmişte yaşanarak bilinç dışına bastırılmış olan olumsuz tecrübelerin transın güvenli ortamında tekrar hatırlanması / yaşantılanması ile soruna ait belirtilerin etkisi azaltılmaya çalışılır. Bir kesikte yara uçlarının bir araya getirilmesi gibidir. Bu sağlanmazsa yara çok uzun sürede iyileşir veya hiç iyileşmez.

- Yönlendirilmiş imgelem: Trans altında hipnoterapistin yönlendirmesi ile oluşan görsel imgelerin değerlendirilmesidir.

- Çatışan parçalar (parts) tedavisi: Charles Tebbets tarafından uygulamaya getirilmiş bir yöntemdir. İnsanlarda birbiri ile çatışan iki tarafın bulunduğu düşüncesi üzerine uygulanır. Her iki tarafın aslında o kişinin iyiliği için çalıştığı inancı esastır. Ancak kişide yer alan tarafların sorun üzerindeki yaklaşımı farklıdır ve trans altında değerlendirilerek terapötik bir anlaşmaya döndürülür.

- Konfüzyon metodu: Milton Erickson tarafından uygulamaya getirilmiştir. Hastanan kafa karışıklığı kullanılarak istenilen yöne doğru telkin altına alınmasıdır.

- Tekrarlama: Trans altında hastanan kabullenebileceği bir telkinin sürekli olarak tekrarlanmasına dayalıdır. Özellikle sigara, alkol bağımlılığı gibi hastanın sürekli mantıklı / mantıksız gerekçeler bularak reddettiği durumlarda yararlıdır.

- Doğrudan telkin: Hastanın da zaten kabullendiği veya kabulleneceği bir olumlu önerinin trans altında tekrarlanması ve bilinç dışının iknası yöntemidir.

- Dolaylı telkin: Daha çok analitik yapıdaki kişilerde yararlıdır. Trans altında bilinç dışının ikna edilmesi için kullanılan bir yöntemdir.

- Hipnoanaliz: Bilinç dışının açığa çıkartamadığı veya kişinin yüzleşmekten çekindiği için ifade edemediği düşünce ve duygulanımların hipnotik gevşeme anında irdelenmesidir. Psikoanalizin hızlandırılmış şekli olarak betimlenebilir.

- Post-hipnotik telkin: Hipnoz sonrası aktive olması gereken durumlar için kullanılan bir yöntemdir. Örneğin ağrısız doğum, sınav başarısı, performans anksiyetesi gibi durumlar ortaya çıktığında kullanılan bir yöntemdir. Self-hipnoz da bir post-hipnotik telkinle ortaya çıkartılabilir.

- Görüntüleme: Hipnotik trans altında, hastanın kendisini olmayı arzuladığı istediği kişi olarak veya bulunmak istediği ortam içinde görmesini sağlamaktır. Bu sayede kişinin motivasyonu sağlanır ve yaşamını yeniden programlamasına ve kendisini tarafsız gözle görmesine yardımcı olunmaya çalışılır.

- 5-PATH(TM) tedavisi: Af tedavisinin geliştirilmiş bir şeklidir. 7-PATH SELF-HİPNOZ tedavisi adında yeni bir versiyonu da vardır. Calvin Banyan tarafından geliştirilmiştir. Kişinin sıkıntılarına yol açan olaylara geriletildiği ve buna yol açtığına inanılan kişilerle ve kendisiyle hipnotik ortamda yüzleştirildiği ve özel bir affetme eyleminin gerçekleştirildiği seanslardır.

http://blog.nj.com/gloucester/050207%20Academic%20Stars%20.jpg
Akademik Hayat Koçluğu

-        Bireylerin kişilik profillerine uygun meslek seçimi ve kariyer planlanması

-        Okul hayatlarında başarılı bir akademik hayat için motivasyon sağlanması

-        Karşılaşılan problemler için stratejiler belirlenmesi

-        İş hayatına geçiş süreci desteği

toddler-crying
Ayrılık Anksiyetesi

Birinci dereceden bağlanma figüründen ya da evden ayrılma durumunda yaşanan aşırı korku ve kaygı türüdür. Bu durum çocuğun gelişim düzeyine uygun olmadığı ve 4 haftadan daha fazla sürdüğü koşullarda ayrılma anksiyetesi olarak adlandırılır. İlk çocukluk döneminde nesne devamlılığı kavramının gelişmediği durumlarda ve okula geçiş sürecinde sıklıkla görülür. Ağlama, inatlaşma, kaçınma, somatizasyon (okula giderken karın ağrısı gibi) , bağlanma figürüne aşırı yapışma ve uyumda genel bir bozulma hali olarak kendini gösterir.

child-sad-stairs
Çocukluk Depresyonu

Çeşitli sebeplerle ortaya çıkabilen çocukluk çağı depresyonu sık sık hasta olma, arkadaş ilişkilerinde bozulma, ağlama krizleri, hırçınlık, tikler, tırnak yeme, altını ıslatma gibi kendini gösterir. Okul başarısında düşme, yeme ve uyku düzeninde düzensizlikler ile uyum sorunları ve davranış değişiklikleri görülebilir.

1afraid_full1
Fobiler

Çocuğun gerçekte korku yaratmayacak bir nesneden aşırı derecede korkması, her defasında bundan kaçınması ve ikna edilememesi durumunda var olan fobiler, çocukta bağırma, ağlama, anne-babadan ayrılamama gibi tepkilere yol açabilir. Çocuklarda zaman zaman bu korkular ateş, kan, yükseklik, kapalı alan korkusu gibi özgül fobiler biçiminde de görülebilir.

153252
Yalan Söyleme

İlk çocukluk döneminde (0-6 yaş), çocuklar hayal dünyasından gerçekliğe geçiş köprüsünü tam olarak kuramazlar. Bu dönemde hayali kahramanları, arkadaşları ve masalsı ifadeleri vardır. Okul çağına geçişle birlikte bu düşünce biçiminde değişiklikler görülür ve bu dönemden sonra gerçeğin çarpıtıldığı durumlar “yalan” olarak ele alınabilir. Özgüven eksikliği, küçümseyici ve kıyaslayıcı ebeveyn tutumları, model alma, fobiler ve şiddete maruz kalma gibi sebeplerden kaynaklanır.

470_23316
Öğrenme Bozuklukları

Öğrenme bozukluğu ; matematik bozukluğu, yazılı anlatım bozukluğu, okuma bozukluğu alt alanlarını içerir. Çocuğun gelişim düzeyine göre beklenen gelişim görevlerini yerine getirememesi olarak ifade edilen öğrenme bozukluğu, zihinsel bir problem yoksa ; genellikle performans kaygısı, anne - babanın aşırı beklentileri, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, aşırı otoriter öğretmen tutumları gibi sebeplerden kaynaklanmaktadır.

hyperactive-child
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

Dikkat eksikliği olan çocuklar dikkat gerektiren işlerden kaçınırlar, kendilerine verilen görevleri tamamlayamazlar, sık sık eşyalarını kaybederler, çabuk sıkılırlar, dağınıktırlar.

Hiperaktivitesi olan çocuklar ise acelecidirler, çok konuşurlar, sürekli hareket halindedirler ve elleri sürekli bir şeyle meşguldür, isteklerini erteleyemezler.

stutter
Kekemelik

Ateşli hastalıklar ve ameliyatlar, travmalar, şiddete maruz kalma, fobiler, yanlış modelleme / örnekleme , ilgisiz ya da aşırı otoriter ebeveyn tutumları, kardeş kıskançlığı gibi faktörlerden ortaya çıkan kekemelik sıklıkla 2-15 yaşları arasında görülür. Kekemeliğin temelinde yapısal bir bozukluk olma, modelleme sonucu ya da bir direnç sonucu oraya çıkabilme gibi çok faktörlü psikolojik yapılar vardır